Yavuz Oğhan: “Para karşılığı haber yapmak bir gazeteciye yöneltilebilecek en büyük iftiradır”
Gazeteci Yavuz Oğhan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında açılan davada savunma yaptı. Yaklaşık 35 yıllık gazetecilik hayatına dikkat çeken Oğhan, kendisine yöneltilen “para karşılığında haber yapmak” ve “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlamalarını reddetti. İddianamede kendisiyle ilgili somut bir delil bulunmadığını savunan Oğhan, özellikle baz kayıtları, gizli tanık beyanları ve sosyal medya paylaşımlarının suçlamalara dayanak yapılmasına tepki gösterdi.
Oğhan, yargılandığı sürecin ilk işaretlerini yaklaşık dokuz ay önce aldığını belirterek, bir gazetede yayımlanan ve “İmamoğlu Medya A.Ş.” başlığını taşıyan haberle birlikte kendisi ve bazı gazetecilerin isimlerinin gündeme getirildiğini söyledi. Ardından sosyal medya hesaplarında, kendilerinin bilgisi dışında elde edilen bazı baz kayıtlarının yayımlandığını ve bu kayıtlar üzerinden çeşitli suçlamalar yöneltildiğini anlatan Oğhan, daha sonra emniyette ifadesinin alındığını ve serbest bırakıldığını aktardı.
Oğhan, suçlamaların kendisi açısından son derece ağır olduğunu belirterek, “Yaklaşık 35 yıldır gazetecilik yapıyorum. Suçlama ne? Suçlama para karşılığında haber yapmak, bir örgüte yardımda bulunmak, bilerek ve isteyerek” dedi.
“35 yıllık gazetecilik hayatımda böyle bir şeyin içine girmedim”
Kendisinin farklı medya kuruluşlarında çalıştığını, haberlerin yanı sıra son yıllarda siyasi analizler yaptığını ve sosyal medya paylaşımlarında bulunduğunu anlatan Oğhan, emniyette kendisine yöneltilen sorular üzerinden dosyada gerçekten ne tür deliller bulunduğunu anlamaya çalıştığını söyledi.
Ancak karşısına somut bir delil çıkmadığını belirten Oğhan, kendisine bazı sosyal medya paylaşımlarının gösterildiğini ifade etti. Bu paylaşımlardan birinin Cumhuriyet Halk Partisi’nde İletişim Koordinatörlüğü görevine başlamasıyla ilgili kendi duyurusu olduğunu belirten Oğhan, bunun “yanıltıcı bilgi” ya da “örgüte yardım” kapsamında değerlendirilmesini anlamakta güçlük çektiğini söyledi.
Oğhan, “35 yılın 20 yılını Ankara’da geçirdim, 15 yılını İstanbul’da geçirdim. Siyaset takip ettim. Siyasetle ilgili birtakım analizlerim var elbette. O analizlerimi paylaştığım tweetlerim örgüte yardım olarak algılanmış” ifadelerini kullandı.
“Emrah Bağdatlı’yı tanımıyorum, hiç görmedim”
Oğhan’ın savunmasında üzerinde durduğu başlıklardan biri de gizli tanık beyanı oldu.
Dosyada önce “Meşe”, daha sonra “İlke” adıyla yer alan gizli tanığın, bazı gazetecilerin Murat Ongun’un talimatıyla Emrah Bağdatlı’dan para aldığı yönünde iddialarda bulunduğunu söyleyen Oğhan, kendisinin Emrah Bağdatlı’yı hiç tanımadığını ve hayatında görmediğini ifade etti.
Oğhan, “Emrah Bağdatlı’yı gerçekten tanımıyorum. Hiç görmedim. Hiçbir diyaloğum da olmadı kendisiyle” dedi.
İddianamede bu sözlerinin inandırıcı bulunmadığını belirten Oğhan, bunun gerekçesi olarak kendisiyle Bağdatlı arasında olduğu ileri sürülen baz kayıtlarının gösterildiğini söyledi.
“Ofisim ve evim Beşiktaş’ta, baz kayıtları bunu görüşme gibi gösteriyor”
Oğhan, iddianamede kendisi ile Emrah Bağdatlı arasında 100’ün üzerinde baz kaydı bulunduğunun belirtildiğini aktardı. Bu kayıtların büyük bölümünün Beşiktaş’ta olduğunu söyleyen Oğhan, kendisinin de hem evinin hem ofisinin Beşiktaş’ta bulunduğuna dikkat çekti.
Özellikle Eren Sokak’taki kayıtlar üzerinde duran Oğhan, “Eren Sokak nerede diye baktım, benim ofisimin hemen bir üstü. Arka pencereyi açtığımda karşımda görüyorum binayı” dedi.
Baz kayıtlarının kendisini Bağdatlı ile aynı yerde bulunmuş gibi gösterdiğini savunan Oğhan, “Ben orada her seferinde, yani her ofise gittiğimde Emrah Bağdatlı’yla konuşmuşum gibi algılanıyor. Yani konuşsam, konuştum diyeceğim. Konuşmadım, tanımıyorum diyorum, inandırıcı bulunmuyor” ifadelerini kullandı.
Oğhan, baz istasyonu kayıtlarının kişinin belirli bir noktada bulunmasını gösterebileceğini ancak buradan iki kişinin birbirleriyle görüştüğü sonucunun çıkarılmasının mümkün olmadığını savundu.
“Murat Ongun 30 yıllık arkadaşım”
Oğhan, dosyada adı geçen Murat Ongun ile ilişkisinin ise farklı olduğunu belirtti. Ongun’u yaklaşık 30 yıldır tanıdığını söyleyen Oğhan, gazetecilik mesleği gereği de kendisiyle görüşmesinin doğal olduğunu ifade etti.
“Murat Ongun, 30 yıldır arkadaşım. Hem özel hayatımda konuşurum hem de işle ilgili Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı olduğu için zaten konuşmak mecburiyetindesiniz” diyen Oğhan, gazetecilik faaliyetleri açısından siyasi aktörlerle ve onların danışmanlarıyla görüşmenin olağan olduğunu söyledi.
Oğhan, Ongun ile dosyada baz kayıtları üzerinden ileri sürülen yoğunlukta görüşmediğini de belirterek, “Keşke olsaydı. Her dostunuzla o kadar konuşabilseydiniz” dedi.
“Para karşılığı haber yapmak bir gazeteciye yöneltilebilecek en büyük iftiradır”
Kendisinin kamuoyuna karşı sorumluluğu bulunan bir gazeteci olduğunu vurgulayan Oğhan, “para karşılığı haber yapmak” suçlamasının mesleki itibarı açısından son derece ağır olduğunu söyledi.
Oğhan, “35 yıldır gazetecilik yapmışsınız. Burada kamuya karşı bir sorumluluğunuz var, size güvenen insanlar var ve bu insanlara karşı bir iddia ortaya atılıyor, para karşılığı haber yaptı diye. Ben gerçekten bunun büyük bir hadsizlik olduğunu düşünüyorum kendi açımdan” dedi.
Hayatı boyunca böyle bir ilişkinin içerisinde olmadığını belirten Oğhan, farklı medya kuruluşlarında çalıştığını, bugün ise kendi gazetesini çıkardığını söyledi.
“Para karşılığı haber yapma iddiası bir gazeteci için yapılabilecek en büyük iftiradır, eğer doğru değilse” diyen Oğhan, böyle bir suçlamanın yöneltilmesi halinde bunun mutlaka somut delillerle desteklenmesi gerektiğini savundu.
“Karşıdan baktığımda bir örgüt görmedim”
Oğhan, hakkındaki “örgüte bilerek ve isteyerek yardım” suçlamasını da reddetti.
“Ben gerçekten karşıdan baktığımda bir örgüt görmedim, hâlâ da görmüyorum. O dönemde de görmedim” diyen Oğhan, örgüte yardım olarak gösterilen unsurların birkaç sosyal medya paylaşımından ibaret olduğunu söyledi.
Bu paylaşımlar arasında CHP İletişim Koordinatörlüğü görevine başlamasına ilişkin duyurusunun ve siyasi analizlerinin bulunduğunu aktaran Oğhan, gazetecilik kapsamında yapılan siyasi değerlendirmelerin örgüte yardım olarak nitelendirilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtti.
Oğhan savunmasının sonunda beraatini talep ederek, “Bu şartlarda tabii süratle bu iftiradan kurtulmayı da talep ederim ve beraatimi” dedi.
Avukat Hüseyin Ersöz: “İddianamenin kurgusu dehşet verici”
Yavuz Oğhan’ın ardından avukatı Hüseyin Ersöz de savunma yaptı. Ersöz, müvekkiline yöneltilen suçlamaların dayanaklarının hukuki ve bilimsel açıdan yetersiz olduğunu savunurken, duruşmaların yürütülme biçimine ilişkin usuli itirazlarını da dile getirdi.
Ersöz, günlerdir sabah başlayıp gece geç saatlere kadar süren duruşmaların sanıklar, avukatlar, mahkeme personeli, jandarma ve infaz görevlileri açısından ciddi bir yük oluşturduğunu söyledi.
“Bugün de çok değerli bir gazeteci, yıllarını medya sektöründe geçirmiş olan, Türkiye’de bilinen, tanınan, en çok izlenen, en çok takip edilen televizyon yayınlarına imzasını atmış olan, programlara katılmış olan, kanallarda yöneticilik pozisyonunda yer almış olan bir isim karşınızdaydı” diyen Ersöz, Oğhan’ın “sözde delillere” dayanılarak sanık haline getirildiğini savundu.
Duruşma saatlerine itiraz
Ersöz, duruşmaların planlanma biçimine ilişkin itirazlarını da yineledi. Avukatların ve sanıkların bir önceki gün gece saatlerine kadar duruşma salonunda kaldıktan sonra ertesi sabah yeniden mahkemeye gelmek zorunda bırakıldığını belirten Ersöz, bunun savunma hakkını etkilediğini söyledi.
Ersöz, kendisinin ve müvekkilinin bir önceki gün sabah saatlerinden gece saat 01.00’e kadar duruşma salonunda bulunduğunu, eve ancak saat 02.30’da ulaşabildiklerini ve sabah saat 08.00’de yeniden yola çıktıklarını anlattı.
Mahkemenin üçüncü celsenin başında günde 20 sanığın dinlenmesine yönelik bir plan açıkladığını hatırlatan Ersöz, davanın kapsamı, suçlamaların ağırlığı ve dosyanın teknik niteliği dikkate alındığında bu takvimin adil yargılanma hakkıyla bağdaşmadığını savundu.
“Bu yargılamanın mahiyeti, isnat edilen suçlamalar, isnat edilen suçlamaların ağırlığı, teknik boyutu, buraya gelen tutuklu ve tutuksuz sanıklarla ilgili olarak yapmış olduğunuz süre kısıtlamalarıyla ilgili birtakım uygulamalar, temel itibariyle bu planlamaya uygun hareket edilmesi halinde yargılamanın adil yargılanma hakkına uygun bir şekilde gerçekleşmeyeceği konusundaki kanaati tüm hukukçularda kuvvetlendiriyor” dedi.
“İstinafta ileri sürersiniz” sözlerine tepki
Ersöz, mahkeme başkanının önceki duruşmalarda avukatlara yönelik “Beğenmiyorsanız gidebilirsiniz” ve “Bunları istinaf gerekçesi yaparsınız” şeklindeki sözlerine de itiraz etti.
Bu ifadelerin yargılamanın tarafsızlığı açısından soru işareti oluşturduğunu savunan Ersöz, özellikle “Bunları istinafta ileri sürersiniz” sözünün mahkemenin ileride vereceği karara ilişkin bir kanaat oluşturduğu izlenimi yaratabileceğini söyledi.
Ersöz, “Siz bunu söylediğiniz andan itibaren huzurdaki sanıklarla ilgili olarak ya da o anda muhatap almış olduğunuz müdafilerin sanıklarıyla, temsil ettikleri kişilerle ilgili olarak bu iradenizi açıklamış oluyorsunuz” dedi.
Avukatların savunma makamındaki rolüne dikkat çeken Ersöz, “Bizler yoksak, avukatlar olmazsa burası mahkeme salonu olmaz. Burada bir yargılama faaliyeti yürütülemez” ifadelerini kullandı.
“Müvekkilimiz ikinci kez gözaltı uygulamasıyla karşı karşıya kaldı”
Ersöz, Oğhan’ın soruşturma aşamasında yaşadığını söylediği süreci de ayrıntılı olarak anlattı.
Oğhan’ın 6 Kasım 2025’te evinden alınarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü belirten Ersöz, burada ifadesinin alındığını ve telefonunun kendisine iade edildiğini söyledi.
Ancak Oğhan’ın emniyetten ayrılmak üzereyken yeniden durdurulduğunu anlatan Ersöz, müvekkiline serbest bırakılamayacağının ve adliyeye sevk işlemi yapılacağının bildirildiğini aktardı.
Ersöz, “Cep telefonunuzu da size iade ediyoruz, alın şu tutanağı imzalayın bize” denildiğini, daha sonra ise Oğhan’ın telefonunun yeniden alındığını belirterek, bu işlemin herhangi bir yeni el koyma kararı gösterilmeden gerçekleştirildiğini savundu.
Avukatların emniyet binasından çıkarılarak dışarıda bekletildiğini ve daha sonra gazetecilere süreci anlattıklarını belirten Ersöz, bu sırada Oğhan’ın da kameraların önünden geçtiğini söyledi.
Ersöz, “Yani ikinci kez hakkında gözaltı uygulanan Yavuz Oğhan serbest bırakıldı” dedi.
Savunmanın dayanağı: HTS kayıtları, gizli tanık ve sosyal medya paylaşımları
Ersöz, müvekkiline yöneltilen suçlamaların temelinde üç unsur bulunduğunu söyledi: HTS/baz kayıtları, gizli tanık beyanı ve sosyal medya paylaşımları.
HTS kayıtlarının iki kişiyle, özellikle Murat Ongun ve Emrah Bağdatlı ile bağlantılı şekilde değerlendirildiğini belirten Ersöz, müvekkilinin bu kişilerle aynı baz istasyonundan sinyal vermesinin aralarında bir görüşme veya iletişim olduğunu kanıtlamayacağını savundu.
Bu konuda dosyaya adli bilişim mühendisi Tuncay Beşikçi ile Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cem Ersoy ve Prof. Dr. Tuna Tuğcu tarafından hazırlanan raporların sunulduğunu belirten Ersöz, söz konusu bilimsel çalışmaların yalnızca HTS kayıtlarından hareketle iki kişinin yan yana geldiğinin kanıtlanamayacağını ortaya koyduğunu söyledi.
Ersöz, “Sadece iki kişinin yan yana geldiğinin HTS kayıtlarıyla ispat edilmesinin ya da böyle bir iddiaya HTS kayıtlarının gösterilmesinin hukuken, mantıken ve bilimsel olarak mümkün olamayacağını bu bilimsel mütalaalar çok açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır” dedi.
Sosyal medya paylaşımlarına “basın özgürlüğü” vurgusu
Ersöz, müvekkili hakkında “örgüte yardım” suçlamasının sosyal medya paylaşımlarına dayandırıldığını belirtti.
Söz konusu paylaşımların bir gazetecinin ifade özgürlüğü kapsamında yaptığı değerlendirmeler olduğunu savunan Ersöz, bunların suç olarak nitelendirilmesinin basın ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu söyledi.
Gizli tanığın Oğhan’ın para aldığı, görüşme yaptığı ve talimat aldığı yönündeki iddialarının ise soyut olduğunu belirten Ersöz, soruşturma aşamasında müvekkiline bu iddialara ilişkin somut bir suçlama yöneltilmediğini savundu.
Ersöz ayrıca Oğhan’ın savcılık ifadesinin dahi alınmadığını, buna rağmen hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulandığını belirterek bu işlemlerin de hukuka aykırı olduğunu ileri sürdü.
“Usul her zaman esastan önce gelir”
Ersöz savunmasının sonunda adil yargılanma hakkı ve usul kurallarına ilişkin itirazlarını yineledi.
“Usul her zaman esastan önce gelir” diyen Ersöz, mahkemenin yargılamanın sağlıklı yürütülebilmesi için usule ilişkin güvenceleri gözetmesi gerektiğini söyledi.
Konuşmasını bir hukuk hikâyesiyle tamamlayan Ersöz, ABD’de bir senatörün Tanrı’ya karşı açtığı davanın, Tanrı’ya tebligat yapılamayacağı gerekçesiyle reddedildiğini anlattı. Ersöz, hikâyeyi usul kurallarının önemine ilişkin bir örnek olarak sundu.
Ersöz, “Dünyanın neresine giderseniz gidin adil yargılanma hakkını göz önünde bulunduran bütün mahkemeler usul kurallarını her zaman esasın önünde tutar” dedi.
Avukat Ersöz, mahkemeden adil yargılanma koşullarının sağlanmasını, yargılamanın gece geç saatlere kadar sürdürülmesi uygulamasından vazgeçilmesini ve Yavuz Oğhan hakkında beraat kararı verilmesini talep etti.
Kaynak: Gazete Oksijen



Yorum gönder